ÜST

Üstad’ın İsevilik Hakkındaki Görüşleri Hangi Ayet ve Hadislere Dayanıyor?..

İslam dini geçmişteki bütün dinleri semavi olsun, beşeri olsun, iptal ve nesh etmiştir. İslam ve Kur’an’dan sonra hak ve kabul edilebilecek başka bir din, başka bir kitap yoktur. Bu, yoruma ve tevile açık bir mesele değildir. Bu hususta sarih ve kati ayet ve hadisler mevcuttur. Risale-i Nur’un hiçbir yerinde ve ibaresinde bunun aksine işaret eden bir kelime ve cümle yoktur.

İslam ve iman tecezzi ve inkısam kabul etmez. Yani bir insan; “Ben şu kadarına inanırım, ama şunlara inanmam.” derse, imanı sahih ve makbul olmaz. Bu yüzden İslam muamelatını ayrı bir sınıfa koymak mümkün değildir. İmanın sahih ve makbul olması İslam muamelatının kabulü ile mümkündür. Üstat bu manayı şu cümle ile izah ediyor:

“Acaba İslâmiyetsiz iman, medar-ı necat olabilir mi?”

“Elcevap: İmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, İslâmiyetsiz iman da medar-ı necat olamaz…“(1)

Ehl-i sünnet mezhebine göre fetret dönemi ya da fetret döneminin şartlarını barındıran toplumlar ve insanlar, dine muttali olmadıkları için mesul değildirler.

“Hem rabbin, memleketleri, ana noktasında (merkezinde), kendilerine âyetlerimizi okur bir resul göndermedikçe helâk etmez. Ve biz, ahalisi zalimler olan memleketlerden başkasını helâk edici değiliz.“(Kasas, 28/59)

Dinin ve peygamberin ulaşmadığı her insan ve her toplum mesul değildir.

Üstad’ın döneminde iki dünya harbi yaşanmış ve komünist rejimler halklarını dünyadan izole etmiş, zorbalık ve baskı ile dini, milletin sinesinden söküp almıştır. İşte bu baskı ve savaşlardan zarar gören masum insanların durumu da aynı fetret döneminin durumu gibidir. Bu yüzden din ayrımı yapmaksızın zulme maruz kalmış bütün masum sivil halklar ehli necattırlar. Zira bu insanlar hem zulme uğramışlar hem de rejimlerin izolesi ile dinden habersiz kalmışlar. Bu yüzden bunlardan mesuliyet kalkar.

İmam Gazali bu hususu şu şekilde özetliyor:

“Peygamberin gönderildiğini bilmeyenler; bunlar ehl-i necattır. Bilip de inkâr edenler; bunlar ehl-i cehennemdir. Duyan fakat tahkik etmeyen, yanlış işitenler; bunların da necat ehli olması ümit edilir.”

Risale-i Nur’da Hristiyanların kurtulması ile ilgili izah ve cümleler, bu kapsamda olan izah ve cümlelerdir. Konu bütünlüğünü nazara almadan bir cümleyi nazara vererek “Nurcular, Hristiyanları ehli cennet sayıyor, Hristiyanlarla yeni karma bir din icat ediyor…”  demek insaf ve ilimle bağdaşmaz. Bu fetret meselesi Nurcular ile ortaya çıkmış bir mesele değildir, bu meseleyi kadim ulemada tartışmıştır.

Kur’an-ı Kerim’de ise; Cenab-ı Hak onlara yani Hristiyanlara; bütün bütün dinlerini bırakmalarını istemiyor. Onlara Hristiyanlığın hakikatiyle amel etmelerini emrediyor. Zaten Hristiyanlığın hakikatiyle İslamiyet’in hakikatinin farkı yoktur. Ve bu manadaki Hristiyanlar Müslümanların muamelatına tabi değillerdir.

Bu cümleler, fetret konusunun bir devamı olmasından dolayı konudan bağımsız değil, konu ile irtibatlı muhakeme etmek gerekir. Burada kast edilen fetret şartlarına haiz olan Hristiyanların İslam muamelatı ile mükellef olmayacağına işaret ediyor. Yoksa bir Hristiyan için fetret şartları kalksa, İslam dinine tam muttali olsa, muamelat ile mükelleftir. Yani muamelatı kabul ve tasdik etmedikçe, imanı makbul olmaz. Konunun önünü arkasını muhakeme etmeden, birkaç paragrafı alıp insanları aldatmak ya da yanlış izlenimler vermek veballi bir iştir.

Paragraf içinde geçen “Kur’an-ı Kerim’de ise; Cenab-ı Hak onlara, yani Hıristiyanlara; bütün bütün dinlerini bırakmalarını istemiyor. Onlara Hıristiyanlığın hakikatiyle amel etmelerini emrediyor. Zaten Hıristiyanlığın hakikatiyle İslamiyet’in hakikatinin farkı yoktur.” cümlelerinden maksat; semavi dinlerin kökü ve aslı birdir, hepsi aynı kaynaktan nebean ediyorlar. Fark sadece toplumların farklı örf ve anlayışından kaynaklanan teferruattadır. Yani dinler, özünde ve esasında birdir, sadece teferruatta farklı hükümleri havidirler.

Bu yüzden Kur’an Ehl-i kitabı İslam’a davet ederken, “Siz İslam’a girince çok şey kaybetmeyeceksiniz, tam tersine, eski dininizin aslını ve hurafelerden arınmış halini bulacaksınız.” diyor.

Bozulmamış İseviliğin esası ile İslam’ın esasının bir olduğunu ami adam dahi bilir. Yukarıdaki paragrafta anlatılmak istenen ana tema bu iken, başka tarafa çekmek ne kadar doğru olabilir?

(1) bk. Mektubat, Dokuzuncu Mektup

www.sorularlarisale.com

Share

Benzer yazılar

Comments are closed.