ÜST

İki Bilgin ve Bilge Kral

Felsefeci Bilim Adamları ile İslam Alimleri Arasındaki Farkı Açıklayan Çok Güzel Bir Hikaye

Zamanın birinde çok ünlü bir bilge kral varmış. Bu bilge kral, dünyadaki hiç kimsenin bilmediği sırları biliyormuş. Hiç kimsenin çözemediği sorunları hemen anında bir cümleyle çözebiliyormuş.  Aynı zamanda bu kadar çok bilgiye sahip olduğu için bütün hazineler de onun elindeymiş. İstediğine istediği kadar hazinelerinden veriyormuş. Hazineleri saymakla da bitirilemiyormuş.

Bilge kral sonsuz bilgisini ve servetini göstermek için harikulade bir kitap yazmaya karar vermiş.  Bildiği bütün ilimlerden o kitaba tek tek, ince ince yazmaya başlamış. Yazısında yalnız mürekkep değil, hazinelerini de kullanıyormuş. Hani en başta hesapsız hazineleri var demiştik ya, işte kral bu eşsiz bilgilerin basit bir mürekkeple yazılmasını istememiş. Bu bilgiler o kadar kıymetliymiş ki ancak hazinelerle yazılabilirmiş.


Ve kral kitabı yazmaya başlamış. Kitabın her harfinde ilmini ve servetini kullanmış. Bazı yerlerini elmasla, bazı yerlerini inciyle, pırlantayla ve çeşitli mücevherlerle süslemiş.

Sonunda bu kıymetli kitap bittiğinde okumayı bilen bilmeyen herkes bu kitaba hayran kalmış. O kadar eşsiz güzellikteymiş ki bu kitap içindeki bilgilerle insanları hayran bırakıyor, dışındaki mücevher ve süslerle de herkesi büyülüyormuş.

Sonra bu bilge kral kitabı ülkesinde yaşayan ünlü iki bilgine göstermiş. Bu bilginlerden biri yabancı bir bilim adamı, diğeri de ülkenin ünlü büyük bir bilim adamıymış.

Kral, bu iki bilginden, bu eşsiz kitabın değerini anlatacak bir kitap yazmalarını istemiş. Aslında kralın niyeti, hem bu bilgelerin bilgilerini denemek, hem de onlara yaptıkları çalışmalarına karşı bir mükafat vermekmiş.

İki bilgin çalışmalarına başlamışlar.

Yabancı bilim adamı aslında çok iyi bir mühendis, hünerli bir kimyager ve mücevherlerden çok iyi anlayan bir sarrafmış. Yazdığı kitabı da kendinde bulunan bu özelliklere göre yazmış. Kitabında harflerin hangi açı ile yazıldığından, gramajından, boyutundan, hangi maddelerin karışımından yapıldığından bahsetmiş. Bilge kralın yazdığı o sonsuz ve sırlı bilgileri hiç okumamış. Sadece kitabın dış görünüşüyle ilgilenmiş, hiç manasını anlamaya çalışmamış.

Diğer bilim adamı ise; kitabı görür görmez okumaya başlamış. O kadar eşsiz bilgiler varmış ki; kitabın içindeki mana ve bilgilerin dış görünüşünden daha değerli olduğunu anlamış ve yazdığı kitapta bu kitabın içindeki derin mana ve bilgilerin güzelliğinden bahsetmiş.

Bu büyük bilginin yazdığı eser Bilge Kralın çok hoşuna gitmiş. Çünkü tam da kendisinin istediği gibi, yazılan bilgileri fark etmiş ve bu kitabın içindeki manaların özelliğini ve güzelliğini yazmış. Bilge kral bu büyük alime teşekkür etmiş ve kitaptaki mücevherler kadar bir servet vermiş.

Hikâyemiz burada bitti. Şimdi gelelim bu hikâye yardımıyla konumuzu anamaya.

Hikâyede bahsedilen Bilge Kral, bizi yaratan her şeyi bilen ve her şeyin sahibi Allah’tır. Kralın yazdığı kitap, bu eşi benzeri olmayan yeryüzü ve tüm evrendir. O kadar eşsiz yaratılmıştır ki bir çiçek bile bir altın kadar kıymetli ve elmas kadar göz alıcı bir sanat eseridir.

Bu iki bilginden yabancı bilgin ise; sadece fen ilimleri okumuş, bütün yeryüzünü inceleyip hangi maddelerden yapıldığını, meydana geliş kurallarını çok iyi öğrenmiş. Fakat varlıkların manasını, yaratılış amacını hiç düşünmemiş. “Ne güzel yaratılmış” demesi gerekirken “Ne kadar güzeller” demiş ve hata etmiş. Çünkü o canlılar ve bitkiler kendi kendine o kadar güzel olmamış. Onları derin bir mana ve sanatla yaratan ALLAH’ı görememiş.

O mükafat alan büyük alim ise; her varlığın yaratıldığını bilip, o eşsiz eserleri var edeni tanıyıp bilen İslam Alimidir.

Evet, hikâyeden yola çıkarak şunları söyleyebiliriz:

Biz eğer Allah’ın bize okumamız ve onu tanımamız için yazdığı bu kainatı okumayı başarırsak, tıpkı o büyük alim gibi en güzel bir mükafatla ödüllendirileceğiz.

Benzer yazılar

Comments are closed.