ÜST

Çocuların Anlayabileceği Miraç’la İlgili Çok Güzel Bir Hikaye

Bir zamanlar çok maharetli bir sultan varmış. Bu sultan, hem çok akıllı, hem çok güçlü, hem çok şefkatli, hem de çok zenginmiş. Fakat kimse bu sultanı tanımıyor muş. Sultan ise, kendini tanıtmak için insanlara bu eşsiz eserlerini göstermek istemiş. Kendini tanıtmanın en iyi yolunun bir sergi yeri açıp, insanları o sergi yerine davet etmek olduğuna karar vermiş.

 

Ve sultan o eşsiz sergiyi açmış. Sergiyi birbirinden harika eserlerle donatmış. Neler mi varmış sergide? Neler yokmuş ki.

Birbirinden harika mücevherler, eşsiz güzellikte sanat eserleri, bir tek maddeden yapılan ama hepsi farklı farklı renkte, şekillerde, kokularda güzel yiyecekler…….. ve daha neler neler……

Adeta cennet kadar güzel bir yermiş bu sergi yeri.

Nihayet bu sergiye SULTAN insanları davet etmiş. İnsanların bazılar gördükleri bu eşsiz güzellik karşısında neredeyse küçük dillerini yutmuşlar. Nereye baksalar ayrı bir güzellik ve eşsiz sanat eserlerini görüyorlar ve hayret içinde kalıyorlarmış.

İnsanlar artık bir zaman sonra bu eşsiz eserleri yapanın kim olduğunu merak etmeye başlamışlar. Kendi aralarında şöyle konuşuyorlarmış;

-Sizce bu eşsiz eserleri yapan kim, nasıl biri? Bu kadar güzel şeyleri yapabildiğine göre çok maharetli ve bilgili biridir herhalde?
– Üstelik yaptığı eserler çok pahalı ve değerli. O zaman bu serginin sahibi çok da zengin biri olmalı
– Birde bizi buraya davet edip, en güzel şekilde ağırladığına göre, çok da merhametli ve ikram etmeyi seven biri. Ne dersiniz, Belki buraların sahibi ve bizim de SULTANIMIZ odur?

SULTAN sergideki bu insanların konuşmaların çok beğenmiş. Onların bu eserleri beğenip, takdir etmeleri ve kendisini tanımak istemeleri Sultanı çok memnun etmiş. Artık kendisini sergi yerindeki insanlara tanıtmanın vaktinin geldiğine karar vermiş. Ve sergi yerindeki insanların içinden, en doğru, en akıllı, en güvenilir, en güzel ahlaklı birini REHBER olarak seçmiş.

Sultan sergi yerinden seçtiği bu rehbere bir askerini göndermiş. Bu asker, SULTANIN sergi yerindeki insanlardan neler istediğini, ve sergi yerinde nasıl davranmaları gerektiğini Bir bir REHBERE öğretmiş.

Bu görevi büyük bir teşekkürle alan Rehber insanların içine girip onlara şöyle seslenmiş;

–  “Ey bu sergi yerinin kıymetli misafirleri! SULTANIMIZ sizin onu tanımak istediğinizi duymuş ve çok memnun olmuş. Onun sizden istediği şeyler çok az ve hafif. Sultanımız sadece bütün bu eşsiz eserlere bakıldıkça kendisinin anılmasını ve bilinmesini istiyor. Verdiği türlü türlü yiyecekler için de ona teşekkür etmenizi, ve sergi yerindeki o nadide eserlere zarar vermemenizi istiyor aynı zamanda güzel davranmanızı emrediyor.
– Şimdi bu kurallara uyar beni dinlerseniz, sergi yerinin bitiminde SULTANIN askerleri, güzel arabalarla gelip, sizi SULTANIN sarayına götürecekler. Orada hep birlikte sonsuza kadar kalacaksınız.
Yok eğer beni dinlemezseniz, sergi yerinin sonunda Sulatanın askerleri sizi bekliyor. Kurallara uymayan misafirleri alıp zindana götürecekler.
Artık karar sizin. Beni dinleyin mutlu olmayı seçin………” demiş ve bu şekilde sözlerini bitirmiş.

İnsanların bazıları bu duyduklarına çok sevinmişler.

Sultan onların konuşmalarını duymuş ve bu kıymetli misafirlerinden isteklerini söylemişti.

Hem de bu kadar verdiklerine karşılık neredeyse hiçbir şey istemiyordu. Bu güzel insanlar Rehberin her dediğini yapacaklarına dair Rehbere ve Sultana söz vermişler. Ve sözlerini de bütün bir misafirlik süresince tutmuşlar.

Misafirliklerinin bitiminde de, Sultanın askerleri (aynı Rehberin anlattığı gibi) güzel arabalarla gelip onları mutluluk saraylarına götürmüşler.

Ama bir kısım insanlar bu kadar bu kadar şanslı değillermiş. Aslında onlar şanslarını kendi elleriyle kaybetmişler.

Hani Rehber gelip Sultanın isteklerini anlatmıştı da bir gurup insanlar Rehbere inanmışlardı ya.

İşte o zaman bu insanlar rehberle dalga geçip ona kötü sözler söylemişler.

–  Peh Rehbermiş! senin gibi birinden Rehber mi olur? Üstelik anlattıklarının hepsi yalan. Sultan falan da yok tamam mı. Bu sergi yerindeki her şey kendiliğinden burada. Bizde buraya öylesine eğlenmek ve her türlü zevkleri yaşamak için geldik. Serginin sonunda da asker falan yok. Biz kimseye hesap vermeyiz. Bize hesap soracak, bizi zindana atacak bir güç yok.

Hadi madem Sultan bizi görüyor. Göndersin askerlerini de götürsünler bizi zindana. “Hah haha hah.” diye gülmüşler, abuk sabuk laflar etmişler. Sonrada rehbere ve ona inanan insanlara çok sıkıntı vermişler.

Etraftaki sanat eserlerine de zarar vermişler. Onları ayaklarıyla iteklemişler. Kıymetsiz ve değersiz görmüşler. Hayvan gibi sadece yiyip içip eğlenmişler. Niye bu sergi yerine geldiklerini hiç düşünmüşler. Yaşlılara ve çocuklara çok kötü davranıp onlara eziyet etmişler.

Üstelik bu yaptıklarıyla da iftihar etmişler. Hep kahkahalarla gülmüşler. Dalga geçmişler.

Görünüşte çok mutlu görünüyorlarmış. Ama içleri hep sıkılıyormuş. Çünkü rehberin anlattığı şeyler akıllarına gelince korkuyorlarmış.

“ Ya gerçekten buranın bir sahibi varsa? Ya sergi yerinin sonunda askerler bizi alıp zindana götürürlerse” diye bu düşünce içlerini kemiriyormuş

Bu insanlardan bazıları zamanla yaptıklarından utanmışlar. Ve hatalarını anlayıp Rehberin peşinden gitmişler. Sultan da bu insanların geçmişte yaptıkları hatalarını affetmiş. Ve onlarda geriye kalan zamanlarda yaptıkları güzel işlerle mutluluk saraylarına girmeye hak kazanmışlar.

Diğerlerine ne oldu peki derseniz, onalar da sergi yerinin sonunda Sultanın askerleri tarafından kıskıvrak yakalanıp hapishaneye götürülmüşler. İşte bu durum uzun yıllar boyunca devam etmiş. Bir gurup insan sergi yerinin sonunda mutluluk saraylarına götürülürken, bir gurup söz dinlemeyen azgın insanlarda zindana götürülmüşler.

 

Gel zaman git zaman, aradan uzun yıllar geçmiş. Sergi yerinin ileriki yıllarında gelen insanlar Sultanı daha çok merak etmeye başlamışlar. Soruları daha da fazlalaşmaya başlamış. Bazı kendini bilmezler yine ortalığı karıştırıyor ve

“ Sultanın sarayı ve zindanını kim görmüş de gelmiş. Söylesinler de bizde inanalım.” diye konuşarak inanları çok zor durumda bırakıyorlarmış. İnanlarda Sultanın bu işe yaramaz insanlara bir ders vereceğini biliyorlarmış.

Ve Sultan inanan insanların özlemini gidermek, inanmayanlara da bir ders vermek için, insanların içinde en akıllı, en güzel, en temiz, en dürüst, en ahlaklı en çok sevilen birini Rehber olarak seçmiş.

 

Ama bu rehber diğer Rehberlerden daha farklıymış. Çünkü şimdiye kadar gelen bütün rehberlerin her dediğini yapıyor, ve bütün güzel ahlakların hepsini yaşıyormuş.

İşte Sultan ilk defa böylesine güzel bir insanla görüşmek istemiş. Bir askerini gönderip onu yanına getirmesini emretmiş. Rehber uzun fakat hızlı bir yolculuktan sonra Sultanın huzuruna çıkmış. Burada sergi yerinde gördüklerinden çok daha güzel eserler, harika yiyecekler, muhteşem saraylar varmış.

Rehber Sultana gelip teşekkürlerini ve övgülerini bildirmiş. Sultan da ona hediyeler verip, mutluluk saraylarını ve zindanlarını göstermiş. Ve ardından Rehbere şöyle demiş:

“ Şimdi insanların yanına sergi yerine dön ve gördüğün bu müthiş güzellikleri onlara anlat. Yapmaları gereken işleri hiç unutmasınlar. Bak mutluluk sarayları onları bekliyor.” diyerek Rehberi sergi yerine göndermiş.

Rehber bu gördükleri karşısında Sultana ne kadar da az teşekkür ettiklerini anlamış. Ve insanlara başından geçen olayları bir bir anlatmış.Rehbere inanan insanlar bu duyduklarına çok ama çok sevinmişler. Çünkü şimdiye kadar gelen rehberlerin hiç birisi Sultanı görmemişler. Fakat kendi Rehberleri Sultanı görmüş, hem de oradan gelecekteki saraylarına lazım olacak bir çok hediye getirmiş. Bu seçkin Rehbere inanan insanlar, böylesine güzel Bir Rehberleri olduğu için Sultana çok teşekkür etmişler. Fakat bir gurup Rehbere inan mayan insansa bu duyduklarına çok ama çok canları sıkılmış.

“ İnanmayın bu adama. O hayal görüyor. sultan bu adamla mı görüşmüş? Sultan varsa ve birileriyle görüşmek istese, bizim gibi asil insanlarla görüşür. Niye bu zavallıyla görüşsün ki? . Arkadaşlar! Bu bize başkaldıran akılsızların bizim aramızda işi yok. Hadi onları kovalım buradan!..”

diye inanan insanların ve Rehberin üstüne hücum etmişler. Onlara türlü türlü sıkıntılar, işkenceler yapmışlar. Ve en sonunda da kendi ülkelerinden onları kovmuşlar. Ama Rehbere inanan arkadaşları Rehberi bir an olsun bırakmamışlar. Ve ONU canları pahasına korumuşlar.

Ve bu hikayenin sonu da her zaman ki gibi bitmiş. Rehbere inanan, ve her türlü zorluğa rağmen doğruluktan ayrılmayan insanlar, mutluluk saraylarına giderken, inanmayanlar ve kötü işler yapanlar da Sultanın askerleri tarafından hapse götürülmüşler.

Orada yaptıklarından dolayı çoooook pişman olmuşlar ama, iş işten çoktaaan geçmiş.

Öyle değil mi ama? Rehberler doğruyu öğretmek için boşuna mı feryat etmişlerdi?

Benzer yazılar

Comments are closed.