ÜST

Nübüvvet-i Ahmediyenin (asm) Hayattar Kökleri

Hazret-i Muhammed Aleyhisselâtü Vesselâmın peygamberliğini üstad Bediüzzaman, nuranî bir ağaca benzetmektedir. Gelmiş geçmiş yüz yirmi dört bin peygamberin bu ağacın hayattar kökleri olduğunu ifade etmektedir. Geçmiş peygamberlerin, birçok yönüyle o nurani ağacın hayattar kökleri olduğunu yine Risale-i Nurdan anlıyoruz. Risale-i Nur’u en iyi açıklayan Risale-i Nur olduğu için bu meseleyi de bu yönüyle anlamaya çalışacağız.

Evvela geçmiş peygamberlerin gösterdikleri mu’cizeler, Hazreti Muhammed Aleyhisselâtü Vesseâmın nuranî peygamberlik ağacının kökleridirler. Yüz yirmi dört bin peygamber kendi peygamberlik davalarını ispat etmek için mu’cize gösterdikleri gibi, Peygamberimiz Aleyhisselâtü Vesselâm da kendi peygamberlik davasını ispat etmek için mu’cizeler göstermiştir.

Geçmiş peygamberlerin gösterdikleri mu’cizeler Peygamber Efendimiz Aleyhisselâtü Vesselâmın gösterdiği mu’cizelere kuvvet vermektedir. Adeta o mu’cizelerin hepsini Zât-ı Ahmediye Aleyhisselâtü Vesselâm göstermiş gibidir. Çünkü bütün o peygamberler belli alanlarda mu’cize gösterdikleri halde, Peygamberimiz Aleyhisselâtü Vesselâm ise her alanda mu’cize göstermiş ve daha yüksek derecede mu’cizeler göstermiştir.

Mesela Hazreti Musa Aleyhisselâm zamanında sihir ön planda olduğu için, daha çok sihir alanında mu’cizeler göstermiş. Hazreti İsa Aleyhisselâm zamanında tıp daha çok revaçta olduğu için, tıp alanında mu’cizeler göstermiş. Ama Hazreti Muhammed Aleyhisselâtü Vesselâm zamanında Arap milletinde daha çok belağat değerli bir meta olduğundan, Zat-ı Ahmediye Aleyhisselâtü Vesselâmın en büyük mu’cizesi olan Kur’an-ı Kerim inmekle, altın harflerle Kâbe’nin duvarına asılan en meşhur şiirlerin değerini hiçe indirdi. Hatta Lebid’in kızı kendi babasının şiirini Kâbe’nin duvarından indirip, Kur’an’ın âyetlerine karşı o şiirin hiçbir değerinin kalmadığını ifade etmiştir. Hâlbuki o şiirler onların övünç kaynağı ve iftihar aracı olup, bir tek şiirle savaşır veya barışırlardı. Ama Kur’an’ın âyetlerine karşı hiçbir kıymetleri kalmadı.

Peygamberimiz Aleyhisselâtü Vesselâm en büyük mu’cizesi olarak Kur’an-ı Kerimi gösterdiği gibi, her alanda mu’cizeler göstermiş. Dağ, taş, kurt, ceylan, deve, bulut, Ay, Güneş, cin, ölüler, hastalar, bereket, su, gaybdan haber verme gibi bütün kâinatla alakalı mu’cizeler göstermiş. Hem gösterdiği mu’cizeler diğer mu’cizelerden daha yüksek derecededir. Hazreti Musa Aleyhisselâm asasıyla taşa vurduğunda taştan on iki çeşme gibi su çıkmış. Taşlardan suyun çıkması mümkündür. Allah’ın koyduğu âdetullah kanunları olarak taşlardan suyun çıktığı görülmektedir. Allah’ın peygamberi dışında asa ile hiç kimse taşlardan su çıkaramaz. Bu büyük bir mu’cizedir. Fakat Zat-ı Ahmediye Aleyhisselâtü Vesselâmın parmaklarından on musluklu çeşme gibi suyun akması derecesinde olamaz. Çünkü et ve kemikten suyun çıktığı görülmez. Demek Hazret-i Muhammed Aleyhisselâtü Vesselâm hem her alanda mu’cize göstermiş, hem de daha yüksek derecede mu’cizeler göstermiş. Dolayısıyla geçmiş peygamberlerin gösterdikleri bütün mu’cizeleri Peygamberimiz Aleyhisselâtü Vesselâm göstermiş gibi onun nuranî peygamberlik ağacının kökleri olarak davasını ispat etmektedirler.

Her bir peygamber bir ismin azami derecede mazharı olmuş. Mesela Hazreti İsa Aleyhisselâm daha çok Kadir ismine, Hazreti Musa Aleyhisselâm daha çok Mütkellim ismine azami derecede mazhar olmuş. Hazreti Muhammed Aleyhisselâtü Vesseâm ise Cenab-ı Hakk’ın bütün isimlerine en azami derecede mazhar olmuş.

Geçmiş peygamberler, irşadın hikmeti gereği basit derecede kendi ümmetlerine ders vermeleri gerektiği için, onlara gelen İlâhî mesajlar da o derecede gelmiş. O peygamberler de o mertebelerde İlâhî feyizlere mazhar olmuşlar. Ondandır ki üstad hazretleri, “İsm-i Azama mazhar olan Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın bir âyette mazhar olduğu feyz-i İlâhî, belki bir peygamberin umum feyzi kadar olabilir.” demektedir.

Geçmiş peygamberler, Peygamberimiz Aleyhisselâtü Vesseâmın zamanına kadarki süreçte insanları yüksek ilimleri ders alacak bir seviyeye getirerek tek bir peygamberden, tek bir muallimden ders alacak mertebeye getirmişler. Bu seviyeye getirmeleri süreci, nübüvvet-i Ahmediyenin (A.S.M.) hayattar kökleri mesabesinde olup, daha sonra insanlar, en mükemmel derecede ve en a’zamî mertebede bütün imanî ve İslamî meseleleri ders almakla da nübüvvet-i Ahmediye (A.S.M.) nuranî bir ağaç olarak ortaya çıkmıştır.

İrfan Turan tarafından yazılmıştır.

www.risaleokul.com

Share

Benzer yazılar

2 yorum. Yanıtla

  1. mudu

    Çok beğendim..

  2. bahattin doğan

    allah hizmetlerini kabul buyursun kardeşim….

Yorum Bırakın

Your email is never published nor shared.

You may use these HTML tags and attributes:<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>